Darüşşafakalılar Derneği
Anasayfa
Darüşşafakalılar Derneği
Haberler & Duyurular
Temasta Olun
Güç Katın
Üyeler
İletişim Bilgileri
Fotoğraflar
Kullanıcı Adı
Şifre
Şifremi unuttum
Skip Navigation Links
Dernekten Haberler
Dernek Duyuruları
Üye Duyuruları
Salih Zeki 
Salih Zeki  03.09.2010 

 

SALİH ZEKİ

Salih Zeki 1864’te İstanbul Cibali’de Küçükmustafapaşa mahallesinde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Adı sadece Salih’ti, Zeki mahlasını daha sonra alacaktır. Dört yaşında annesi Saniye Hanım’ı, altı yaşında babası Boyabatlı Hasan Ağa’yı kaybeder. Büyükannesi tarafından önce mahalle mektebine gönderilen Salih Zeki, uslu bir çocuk olmadığını düşünen öğretmeninin isteği doğrultusunda okuldan alınarak bir esnafın ya­nına çırak olarak verilir. Salih Zeki on yaşındayken, yetimleri okutmak üzere kurulan Darüşşafaka’ya gi­rer ve okulu 1882’de birincilikle bitirir.

Salih Bey’in Salih Zeki Oluş Öyküsü

Salih Zeki, Posta ve Telgraf Nazırı (Bakanı) İzzet Efendi tarafından oluşturulmak istenen bilimsel araştırma grubunda yer almak üzere Posta ve Telgraf Fen Kalemi’nde işe başlar.  Çalış­maları Fransız Emile Lacoin yönetmektedir. Bir yıl kadar telgraf tekniğiyle ilgili çalışmalardan sonra öğrenimini sürdürmek üzere Paris’e gönderilir. Darüşşafaka’yı ondan bir yıl önce  bitiren ve yine Fen Kalemi’nde çalışan arkadaşı Ahmed Fahri de vardır yanında. Başlangıçta biraz zorlanmalarına karşın elektrik ve matematik ağırlıklı eğitimlerini başarıyla bitirirler. Ahmed Fahri, Salih Hoca’nın Zeki mahlasının öyküsünü Muallimler Mecmuası’nın Mayıs 1924 sayısında yayımlanan mektubunda şöyle anlatmış: Salih’in Zeki lakabı tarafımdan verilmiştir. Bu da kendisinin haklılığını gösteren bir hatıraya dayanır. Politeknik talebesinden bir arkadaşımızla bir diferansiyel ifadenin integralini bulmak bahis konusu olmuştu. Politeknikli, eski hatırasına göre uğraşıyordu. Netice alamadık. Mesele bizi dostça münakaşaya götürdü. Salih, dersten alınan bir düsturdan [formülden] yararlanarak integrali buldu ve netice hasıl oldu. O vakit, “Salih sen zekisin!”, (Salih, vous êtes intelligente) dedim. Bunun üzerine arkadaşlar da bu lakabı almasını teklif ettiler; kabul etti. İşte Salih’in “Salih Zeki” olması böyle bir matematik meselesi sebebiyledir [Salih Zeki Bey Hayatı ve Eserleri, Celâl Saraç, Yay. haz. Yeşim Işıl Ülman, s.155]. Salih Ze­ki doktora yapmak ister ancak Nezaret (Bakanlık) tarafından geri çağırılır, Posta ve Telgrafta 750 ku­ruş maaşla çalışmaya başlar (1887). Bir yandan da Darüşşafaka’da ve Mülkiye’de ders vermektedir. Ahmed Fahri’yle birlikte ilk kitabını yazar: Hik-met-i Tabiiye, yani Fizik. Bu kitap liseler içindir ve 1892’de basılır. Aynı yıl ilk çocuğunu da kucağına alır: Daha sonra ordinaryüs profesör unvanını taşı-yacak olan oğlu Malik doğmuştur. Salih Zeki 1895’te Rasathane Müdürü olur. İlk eşi Vecihe Ha-nım’dan boşandıktan sonra 1901’de ikinci eşi olan Halide Edip’le evlenir.

Öğrencilikten Evliliğe

Halide Edip 1900 yazında Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nin son sınıfına geçmiştir. Daha önce Rıza Tevfik’ten Fransız Edebiyatı dersleri almış ve onun benzersiz Arapça ve Farsça bilgisiyle anlat­tığı Doğu Edebiyatı ve Felsefesi dersini izlerken Doğu mistisizminin etkisi altında kalmıştır. O yıl Halide Edip, matematik konusunda zayıf kaldığını düşünerek özel ders almak istediğini babasına bildirir. Rıza Tevfik’in edebiyat derslerinde başardığını matematikte başarabilecek bir özel hoca is­temektedir. Babası arkadaşı Salih Zeki’nin ders vereceğini bildirince Halide Edip önce biraz korkar, çünkü Salih Zeki matematik dahisi olarak tanınmaktadır ve Beyoğlu rasathanesinin müdürüdür. Halide Edip, Salih Zeki öldükten çok sonra Adnan Adıvar’la evliyken yazdığı kitabında onu şöyle anlatır: Salih Zeki Hoca’nın ilim ve felsefe mevzularında ifade ettiği çetin ve daimî alâkası, daha fazla müspet ilimlere saplanmıştı. Bu devirde en fazla Auguste Comte ile meşgul oluyordu. Ona göre, hakikî insan dünyasının realitesini yalnız ilim adamları anlamış ve onların sayesinde insanlar vahşetten kurtulmuştu. Fikir sahasına girmeyen herhangi bir görüşle alay ederdi. Ona göre sadece bir milletin değil, bütün insaniyetin tek yüksek sınıfı, tek insanları sevk ve idare edebilecek sınıf âlimlerdi. Buna rağmen kendisi siyasetle hiç alâkadar olmamıştır. Tabiîdir ki, o bana, Rıza Tevfik Hoca’dan daha fazla ve yeni bir dünya görüşü açmıştı. Halbuki ben, o günlerde fikir itibarıyla daha fazla mistik ve ruhî tesirlere tâbi idim. Salih Zeki Hoca benim tabiî temayülümün ifratının [doğal eğilimimin aşırılığının] önüne geçti ve fikri tekâmülümü [düşünsel oluşumumu] ayarladı. Salih Zeki Hoca ele aldığı herhangi bir muğlak mevzuu çok sade, fakat göz kamaştıran bir vuzuhla [açıklıkla] tahlil ederdi. Bu, bir taraftan, yeni bir istikamette kafamın inkişafına [gelişimine] yardım etti, olanca gayreti ile beni müspet ilim anlayışına sevketti. Aynı zamanda Kolej’de başlayan genç ve serbest temayülün önüne bir set çekti. [Mor Salkımlı Ev, Halide Edip Adıvar, Özgür Yayınları, Temmuz 2000 s.132.] Okul başladıktan sonra Salih Zeki Halide Edip’le bağını uzun mektuplarla sürdürür. Bu mektuplar romantik olmaktan çok üniver­site derslerini anımsatan mektuplardır. Okulun bitmesine yakın Halide Edip’e evlenme teklif eder ve bu teklif hemen kabul edilir. Okul biter bitmez evlenirler. Halide Edip henüz on sekiz yaşındadır, yaşamı boyunca onu etkileyebilecek (belki de tek) erkekle evlenmiştir. Çok ciddiye aldığı ev kadını rolünün yanında o sırada Kamus-u Riyaziyat adlı yapıtını yazmakta olan eşine sekreterlik ve asistan­lık da yapmaktadır. Büyük filozof ve matematikçilerin yaşamöykülerini çeşitli kitaplardan derler ve kocasına iletir. On iki ciltten oluşan bu yapıtın yalnızca iki cildi basılabilmiştir. 1897’de basılmış olan bu iki cilt, doğal olarak Halide Edip’in yardım ettiği bölümleri içermez.

  Halide Edip çok istemesine karşın, doktorların en azından yirmi yaşına kadar beklemesini tavsiye etmeleri üzerine, 1903’e kadar çocuk sahibi olmaz. O yıl ilk çocuğu Ayetullah, ertesi yıl ikinci oğlu Hikmetullah dünyaya gelir. Bütün bunlar Halide Edip’in yazılarını sürdürmesine engel olmamıştır. Değişik gazetelerde Halide Salih adıyla yazıları yayımlanmaktadır. 1908’de kendi yazılarının dışında, Salih Zeki’yle beraber filozof Auguste Comte’la ilgili bir makaleye de imza atar [Auguste Comte ve Felsefe-i Müsbete, Ulûm-u İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası, Cilt 1, Sayı 2, İstanbul 1324.

1908 Meşrutiyeti’nin ilanı Salih Zeki ve ailesi tarafından sevinçle karşılanır, Salih Zeki, Maarif Meclisi azası seçilir. Devrimi yapan İttihat ve Terakki Partisi’ne yakındır. 31 Mart (13 Nisan 1909) ayaklanması sırasında Halide Edip yazılarından dolayı gericilerin hedefi haline geldiğinden çocuklarını alarak Mısır’a kaçar. Bir ay sonra Salih Zeki de Mısır’a gider. Salih Zeki çocukları alıp bir ay sonra İstanbul’a döner, Halide Edip’se dört aylığına İngiltere’ye gider.

 

Darülfünun-u Osmani Riyaziye şubesi Dersleri Hikmet-i Tabiiye-i Umumiyeden Mebhas-i Elastikiyet ve fia’riyet [Genel Fizikten Esneklik ve K›lcall›k Bilgileri] Matbaayı Amire, İstanbul 1327 [1911]. Salih Zeki bu kitabını şöyle imzalamış: Maarif-i Umumiye Nazırı Şükrü Beyefendiye takdim 20 Şubat 328 Salih Zeki

 

Darülfünun-u Osmani Riyaziye Şubesi Dersleri Hikmet-i Tabiiye-i Umumiyeden Mebhas-i Savt [Genel Fizikten Ses Bilgisi] Matbaayı Amire, İstanbul 1326 [1912]. Salih Zeki bu kitabını da şöyle ithaf etmiş: Maarif-i Umumiye Nazırı [Eğitim Bakanı] Şükrü Beyefendiye takdim-i acizanemdir.20 Şubat 328 Salih Zeki

Salih Zeki, 1910’da zamanın Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) Emrullah Efendi’yle anlaşamayarak istifa eden Tevfik Fikret’in yerine Galatasaray Lisesi Müdürlüğü görevine getirilir. Bu atama ba­sında uzun uzun konu edilir, “edebiyatçı” ve “bilim adamı” kıyaslamaları ve tartışmaları yapılır. Aynı yıl Salih Zeki’yle Halide Edip’in yolları da ayrılır. Mor Salkımlı Ev’den: 1910’da benim ai­le hayatımda büyük bir değişme olmuştu. Salih Zeki Bey ikinci defa evlenmeye karar vermişti. Taaddüdü zevcat [eş sayısının artması] aleyhine hiçbir zaman değişmeyen ve taassup [bağnazlık] derecesini bulan bir kanaatim vardı. O zaman Yanya’da bulunan babamı çocuklarımla beraber ziyarete gittim. Salih Zeki Bey’e karar vermeden evvel düşünebilmesi için zaman vermek istedim. Döndüğüm zaman, bu meselenin kapanmasının mümkün olmadığını görerek ayrıldım. Yani dokuz senelik hayat arkadaşlığımız sona erdi. (Mor Salkımlı Ev s.177) Salih Zeki 1912’de Maarif müsteşarlığına, 1913’de Darülfünun Umumî Müdürlüğü’ne yani, şimdiki söylenişiyle, üniversite rektörlüğüne atanır. Yaşamının son yıllarını akıl hastalığının tedavisi nedeniyle fiişli’deki La Paix Fransız Hastane-si’nde geçiren Salih Zeki, 2 Temmuz 1921’de 57 yaşında ölür.

Mezarı Fatih Camii bahçesindedir. Mezar taşında, Yenikapı Mevlevihanesi’nin son şeyhi, Abdülbakî’nin yazdığı bir şiir yer alır:

 İlm û fen nâmına bir zât-ı şerif

Eyledi ömr-i azizin kûtâh

Ola mahşerde hesabı âsân

Nâil-i rahmet etsin Allah

Ağlayıp söyledi yârân tarih

Gitti Salih Zeki eyvâh eyvâh

Şiirin son dizesinde, ebced hesabıyla1 Salih Zeki’nin ölümüne tarih düşülmüştür.

Ya Halide Edip’in duyguları? Salih Zeki’yi unutmuş mudur? Çeşitli kaynaklardan öğrendiğime göre, hayır, hiç unutmamıştır. Ama bunun ötesinde, Halide Edip’in Salih Zeki’ye her zaman bü­yük saygı duyduğu kesindir. Bu saygı, Halide Edip’ten ikinci eşi Dr. Adnan Adıvar’a da geçmiş ve Dr. Adnan’ın ilk çevirisi Salih Zeki’nin çok değer verdiği Bertrand Russell’dan olmuştur. Bunu, Halide Edip’in şu satırlarından anlıyoruz: Orada [Ingiltere’de] B. Russell’ın evinde bir hafta misafir kaldım. Salih Zeki, bana ondan, zamanımızın en büyük ilim kafası diye bahseder dururdu. (Mor Salkımlı Ev s.169). Bu misafirlik Halide Edip’in 1909’da İngiltere’ye yaptığı yolculuk sırasındadır. Bu arada, Halide Edip’in Russell’la olan dostluğunun sonraki yıllarda devam ettiğini de belirtelim.

Ölümünden sonra Salih Zeki üzerine pek çok inceleme yapılmıştır. Bu incelemelerden biri de Dr. Adnan Adıvar’ın 1933’te Isis adlı bilim tarihi dergisinde İngilizce olarak yayımlanan makalesidir.

Birkaç yıl mezarı başında anılan Salih Zeki bilenlerinin azalmasıyla tarih albümünün sararan re­simlerinden biri olmaya başladı. Yapıtlarının yeni harşerle basımı çalışmalarının sonuçlanmasını di­lemekten başka yapacak bir şey kalmıyor bize.

Asâr-ı Bâkiye [Yüzyıllardan Geriye Kalan] Muhteviyatının bazı kısımları Darülfünun-u Osmani­ye’de konferans suretinde verilmiştir. Salih Zeki’nin meşhur yapıtının birinci ve ikinci ciltleri. İstanbul, Matbaayı Amire’de 1329’da (1913) basılmıştır. Bu kitap Doğu’nun matematiğe katkısını bu konuda yazılan yapıtları da tanıtarak anlatır. İlk cilt düzlemsel ve küresel trigonometri, ikinci cilt cebir üzerinedir. Kitabın önsözüne göre Salih Zeki’nin matematik tarihine ilgisi arkadaşı Crédit Lion-nais bankası müdürü Le Moine’ın yönlendirmesiyle başlar. Le Moine eski astronomi ve matematik kitaplarına meraklıdır. Bir gün Salih Zeki’ye Yüksekkaldırım’da sahhaflık yapan yaşlı bir Musevinin sergisinden üç mecidiyeye aldığı Montucla’nın Matematik Tarihi kitabını sevinçle gösterir. Avrupa’da Doğu matematikçilerinin katkılarının pek bilinmediğini söyleyerek, Salih Zeki’ye kütüphanelerdeki kitapları inceleyip bunları ortaya çıkarmasını önerir. Salih Zeki biraz düşündükten sonra bu öneriyi kabul eder. Yalnız Doğu’nun değil, Doğulu matematikçilerin yararlandığı Eski Yunan matematiği döneminin yapıtlarını da inceler. Böylece Doğulu bilim adamlarının eski Yunan matematiğinin üstüne neler kattıklarını ve Batıya hangi düzey­de ulaştırdıklarını ortaya koymaya çalışır. Kitap, adını El Birunî’nin Asâr-ül Bakiye an kurun-il Haliye adlı, astronomi ve tarih konularını içeren kitabından almıştır.

Yayımladığımız nüshalarda Salih Zeki, Asâr-ı Bâkiye’nin birinci cildini, Azizim Efdaleddin Efendi’ye yadigarımdır 20 teşrinisanî 329, ikinci cildiniyse Atüfetlü Efdaleddin Beyefendi biraderimize takdimimdir ithaf-larıyla imzalamış.

Mehmet Efdaleddin (Tekiner) (1870-1957) tanınmış bir tarihçimizdir. 1893’te Mektebi Mülkiye’yi, yani Siyasal Bilgiler’i bitirdikten sonra Dahiliye Nezareti’nde (İçişleri Bakanlığı) memuriyete başladı. Bu göreve ek olarak 1896’da öğretmenliğe de başlayan Efdaleddin Bey birçok okulda tarih, İslam tarihi ve sanayi ve ticari coğrafya dersleri verdi. Tarih-i Osmani Encümeni’nde ve Türk Tarih Kurumu’nda üye olarak bulundu. Osmanlı ve İslam tarihi üzerine yapıtları vardır.

   YAZAR: HALUK ORAL (BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ MATEMATİK BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ)

KAYNAK : MATEMATİK DÜNYASI, 2003 KIŞ SAYISI 

Sponsored by
Powered by Powered By Simternet